Bir İç Döküş Güncesi – Sosyal mi Medya?

Kendini ne kadar tanıyorsun?

yada şöyle sorayım

Kendini ne kadar hatırlıyorsun?

Kendime sürekli sorduğum bir soru bu. Hani olur ya kendine yabancılaşmak. Mesela bir blog açmıştım; kendime çok yabancılaştığım bir gün.
Bu siteden bahsetmiyorum bu site benim “kendi adıma site açcam” sitem.
Makyaj blogu açmıştım.

Kelimelerle aram olmadığını biliyorum. Gerçekten tek bir cümle ile anlatılabilecek bir şeyi ben size 20 cümleyle falan anlatırım.

Mesela ben herkesin yaptığı şeyi yapmaktan çok korkardım. Normal sıkıcıdır. Herkesin yaptığını yapmanın neresi özel diye düşünürüm hep. Sonra herkes yapıyor diye bir blog açtım.

Kendinizden uzaklaştığınız anları hiç düşündünüz mü? En özgüvensiz anlar olmuyor mu o? Olduğunuz kişiyi kabul edemicek kadar güveniniz kırılmış.

Minik denklemler çıkarıyorum bazen. 2+2=4 eder hesabı. Sorular sorup cevap veriyorum.
– Kendini yapmaktan alı koyamadığın şey ne?
+ Ufaktan sazanım atlıyorum sevdiğim herşeye. Sahneye bir gönüllü alalım dediğinde tiyatrodaki oyuncu, ilk ben atlıyorum. Belki rezil olacaksınz kızım bir dur. Durmuyorum genelde. Babam söylenir arada; fazla özgüvenlisin diye. Arada iyi bir özellik ama genelde rezil oluyorum!

Hayrettin’in bir televizyon programı vardı bilirsiniz belki. Sahneye 2 seyirci alalım dedi ve tahmin edin kim ayağa kalkarak el kaldırdı! Kızım bir dur. Heh işte bu denklemin ilk “2” si

– Şuan yaparken çok keyif aldığın 3 şey ne? İlk aklına gelen ama!
+ Adobe’n programlarını bızdıklamak, makyaj malzemelerini bızdıklamak, heh birde Youtube videolarını izlemek
Buda 2. “2”

4 eder dedim ve bir Youtube kanalı açtım.
Birde o zamanlar biraz bunalım gibi birşey  yaşıyordum. Böyle birşey yapmaya gerçekten ihtiyacım vardı.
Yav bu yazı nere gidiyor demeyin ben kimse okumayacak nasılsa diye rahatça içimi döküyorum. Olurda bir şekilde karşınıza çıkarsa; bu yazı nereye gidecek bende bilmiyorum. Kelimelerle aram yok. Ama yazmayı seviyorum. Öyle bir dengesizlik!

Korugan kitabını okutmuştu ilkokulda türkçe hocamız. O günden beri kendi güvenli kabuğumda takılıyorum bende. Mesela o Youtube kanalını açtım ya 1 yıl boyunca takip ettiğim bir kaç kanal dışında başka yokmuş zannettim. Buna inandım birde.
Geçtiğimiz 3 gün boyunca bir sürü yeni insanla konuştum. Ne entrikalar inanamazsınız. Çok sağlam kızlarda var ama! Haklarını yiyemem.

Takipçi satın alan, takipçisi çok diye birilerine yamanan, Photoshopla kendisini olanın dışında birine çeviren, neler neler.
Birde markalarla iş birliği diye bir tanım var biliyorsunuzdur artık. Fikirlerimi anlatmak için birkaç sevdiğim markanın PR’ına –  (Public Relations) yani halkla ilişkiler  – mail falan atıyorum sürekli. Tanışayımda, konuşup güzel işler çıkaralım diye. Bunuda yağcılık olarak görüp tersleyen PR’lar falan oluyor işte. Takipçi sayın yüksek değilse muhattap görmüyorlarmış seni. Yine sayılar. Yani aslında önemli tabi kaç kişiye ulaştığın. Daha kibar cevaplar alsam keşke. Daha kibar “redler”.

Kötü hissettim kendimi. Bu yazı onun yazısı yani.

Düşünüyorum. Ne ara kendimi sayılara önem veren, marka avcısı, “önüne gelende blog açıyor” kategorisine soktuğumu düşünüyorum.

O sayılar daha çok insanla iletişim kurmak için önemli değil mi?

İçimi döküyorum o yüzden buraya yazdıklarımı frenlemeden, başkası ne düşünür demeden yazıyorum.

O gözümüzü alamadığımız app(!) lerdeki “bilmem kaç k” yazısı aslında hiç umrumda değil. Hani bot falan alıyor millet. Heh 500k ol ablacım istersen. İnternetsiz yaşayamacak kadar şuursuzda değilim çok şükür. Giderim Kadıköy’e alırım 2,5 TL’lık dönerimi, alırım duralitimi, sarışın bir kankam vardı benim beraber kurstan kaçıp sahildeki kayalara giderdik. Hem hayal kurar hem çizim yapardık. Yine yaparım. Ben orasında değilim işin. Bu kadar emek vermişken pes etmeyi yediremiyorum. Birde o özenerek hazırladığım video köşemi, kameranın karşısına geçip birşeyler anlatmayı, göstermeyi, videoyu düzenlerken hangi ses efekti ile daha güzel olur diye düşünmeyi, kapak fotoğrafına saatlerce uğraşmayı falan seviyorum. Bu beni gerçek hayattan kopmuş, yapmacık, sosyal medya düşkünü, asosyal  biri mi yapar?
Yaparsa yapsın, ne diyim. Ben de bu dediklerime heves etmesem dışarıdan görüp “amma boş” derdim yalan yok.

Bakalım ilerleyen günler ne gösterecek. Neyi seviyorsanız onu yapın, kendinizi dinlemek için özel bir zaman yaratın arada. Lazım öyle zamanlar.

 

Leave a Reply